Atmosferden Karbon Yakalamada Doğa Temelli Çözüm

Mikrobiyal canlı çeşitliliği içerisinde yer alan mikroalgler, çevreleriyle etkileşimleri ve fiziksel özellikleri bakımından
oldukça zengindir. Protein ve omega-3 açısından zengin yağlar gibi değerli biyomolekülleri yüksek miktarlarda üretebilme potansiyelleri nedeniyle stratejik ürünler olarak büyük bir umut vaat etmektedirler. Uygulamada bazı zorluklar olamasına rağmen,
 söz konusu zorluklara çözüm olarak, dikey yarı-kapalı fotobiyoreaktörlerin kullanımı önerilmektedir. Bu sistemler, fotobiyoreaktör teknolojisini dikey tarım prensipleriyle sorunsuz bir şekilde birleştirmektedir. Fotobiyoreaktörler, en önemli sera gazı olan karbondioksitin (CO2) biyokütle üretimine dönüştürülmesi, hava kalitesinin iyileştirilmesi ve iklim parametrelerinin düzenlenmesi gibi süreçlere katkıda bulunurlar. 

Bu kapsamda güncel bir makale incelemesi aşağıda verilmiştir:

Güney Kore’den araştırmacılar endüstriyel bir yosun türü olan, yenilebilen ve özellikle uzak doğuda milyar dolar seviyesinde ticareti olan Pyropia deniz yosunu yetiştirme alanlarının atmosferden karbondioksiti (CO2) yakalama potansiyelini inceledikleri bir bilimsel makaleyi “Aquaculture” isimli dergide yayımlandı (https://doi.org/10.1016/j.aquaculture.2024.741293). Öne çıkan bazı başlıklar:

Ø  Çalışmada, Pyropia deniz yosunu yetiştiriciliğinin CO2yakalama yoluyla iklim değişikliğini azaltma konusunda önemli bir potansiyele sahip olduğu vurgulanmaktadır.

Ø  Pyropianın karbon yakalama etkinliğinin (brüt primer üretim / solunum (P/R) oranı) 5 ile 14 arasında değiştiği bildirilmiş, bu da verimli bir karbon fiksasyonu olduğunu gösterir.

Ø  Pyropia yetiştirme alanlarının (Seaweed aquaculture beds; SAB’ler) karbon yakalama oranı ayda 2143 kt C’a kadar yükselmiş.

Ø  Güney Kore’de tüm yetiştirme dönemi boyunca (Aralık’tan Mart’a) Pyropia SAB’lerin toplamda 6789 kt karbon tuttuğu tahmin edilmektedir.

Ø   Pyropia thallus deniz yosununun 1 gramı günde ortalama olarak 37 mg karbon (135 mg CO2) tüketirken, metrekare başına günde 80-150 g karbon tuttukları bildirilmiş.

Karbon Yakalama ve Depolama Teknolojisi

ABD’den araştırmacıların karbondioksit giderme teknolojilerinin 2050 net sıfır hedeflerine ulaşmada etkinliği ve maliyeti gibi hususları değerlendirdikleri bir makale “Energy and Climate Change” isimli dergide yayımlandı (Cilt 5, 2024, 100143). Öne çıkan bazı başlıklar:

*Biyoyakıtların karbon yakalama ve depolama ile birlikte kullanımı (BECCS), doğrudan hava yakalama (DAC) ve ağaçlandırma gibi karbon dioksit giderme (CDR) teknolojileri, derin dekarbonizasyon senaryolarında kilit teknolojiler olduğu ve yıllık önlenen karbondioksit (CO2) emisyonlarının %40-60’ını oluşturacağı belirtilmiş.

*2025’ten 2050’ye kadar, ABD için CDR teknolojileriyle kümülatif CO2 azaltımının 37 ila 47 GtCO2 arasında değişebileceği (yılda 2 GtCO2) tahmin edilmiş.

*Çalışma, BECCS’in 2035’ten sonra emisyon azaltımına önemli bir katkıda bulunabileceğini, net negatif CO2 emisyonu elde etmek için bir fırsat sunduğunu ve orta vadede BECCS ile CO2 depolama işleminin CO2 fiyatına bağlı olacağını belirtirken BECCS uygulamasının yaklaşık 70$/tCO2 karbon fiyatıyla başladığını ortaya koymaktadır.

*Uzun vadede BECCS ile CO2 depolama işlemi tüm senaryolarda artmakta ve net-sıfır CO2 senaryolarında 2050 yılına kadar yıllık 0.89 GtCO2 seviyesine ulaşmaktadır. DAC teknolojisinin ise yüksek maliyeti nedeniyle kısa vadede uygulanabilirliği düşük bulunmuştur.

Bitkilerden Katma Değerli Biyoaktif Madde Üretimi için Süperkritik Ekstraksiyon

Polanyalı araştırmacılar tarafından hazırlanan bitki yan ürünlerinden katma değerli biyoaktif maddeler elde etmek için süperkritik ekstraksiyon tekniklerinin (SFE) incelendiği bir derleme makale “Foods” dergisinde yayımlandı. Bu makale ile ilgili kısa bilgiler:

Yazarlar, SFE’nin, geleneksel ekstraksiyon yöntemlerine kıyasla birçok avantajı olduğunu ve sürdürülebilir bir biyoteknoloji aracı olarak önemli bir potansiyele sahip olduğunu savunmaktadır.

Makalede ele alınan konular:

 

  • Ekstraksiyon teknikleri: Soxhlet, buhar distilasyonu, sıvı-sıvı ve katı faz ekstraksiyonu gibi geleneksel yöntemlere karşın Süperkritik ekstraksiyon (SFE), ultrason destekli ekstraksiyon (UAE), mikrodalga destekli ekstraksiyon (MAE), enzim destekli ekstraksiyon (EAE), basınçlı sıvı ekstraksiyonu (PLE), yüksek voltajlı elektrik boşaltımı (HVED), darbeli elektrik alanı (PEF) gibi yenilikçi tekniklerden bahsediliyor.
  • SFE’nin temel prensipleri: SFE, sıvı ve gaz arasındaki kritik noktanın üzerindeki bir sıcaklık ve basınçta süperkritik bir akışkan kullanarak maddelerin ayrıştırılması işlemidir. Süperkritik akışkan, hem sıvı hem de gazın özelliklerini gösterir ve bu da onu çözücülük ve penetrasyon yeteneği açısından benzersiz kılar.
  • Değerli biyoaktif maddelerin üretimi: Bitki yan ürünlerinde, antioksidanlar, antimikrobiyal ajanlar, enzim inhibitörleri ve anti-inflamatuar bileşikler gibi çeşitli biyoaktif maddeler bulunur. Bu maddeler, farmasötik, kozmetik ve gıda endüstrilerinde kullanılma potansiyeline sahiptir.
  • SFE’nin biyoaktif madde ekstraksiyonu için farklı uygulamaları: Makalede, SFE’nin çeşitli bitki yan ürünlerinden biyoaktif madde ekstraksiyonu için kullanıldığı çeşitli çalışmalar özetlenmektedir. Bu çalışmalar, SFE’nin, geleneksel ekstraksiyon yöntemlerine kıyasla daha yüksek verim ve saflık sağlayabildiğini göstermiştir.
  • SFE’nin avantajları ve dezavantajları: SFE’nin avantajları arasında yüksek verim, saflık, seçicilik ve düşük çevresel etkiler ön planda iken, dezavantajları arasında yüksek ekipman ve işletme maliyeti öne çıkıyor.
  • SFE’nin gelecekteki potansiyeli: Yazarlar, SFE’nin biyoaktif maddelerin elde edilmesi için önemli bir araç olmaya devam edeceğine ve sürdürülebilir bir biyoteknoloji aracı olarak potansiyele sahip olduğunu vurgulamaktadır.
  •  
  • Kaynak: “Supercritical Extraction Techniques for Obtaining Biologically Active Substances from a Variety of Plant Byproducts”

    Yazarlar: Filip Herzyk, Dorota Piłakowska-Pietras, Małgorzata Korzeniowska Dergi: Foods (MDPI) Cilt: 13, Sayı: 11, Makale No: 1713

Süperkritik CO2 Ekstraksiyonunun Önemi

Süperkritik CO2 ekstraksiyonu, bitkisel materyallerden aktif ve değerli bileşenlerin çıkarılması için kullanılan sağlıklı ve çevreci bir yöntemdir. Bu yöntem, düşük sıcaklıkta biyoaktif bileşenlerin bozulmadan geri kazanılması için etkilidir. Bu ekstraksiyon yönteminin birçok avantajı vardır:
  1. Temiz ve Çevre Dostu: Süperkritik CO2 ekstraksiyonu, birçoğu kanserojen olan kimyasal çözücüler kullanılmadan gerçekleştirilir. Bu nedenle, sağlıklı, çevre dostu ve kimyasal kalıntı içermez.
  2. Seçicilik: Süperkritik CO2, belirli sıcaklık ve basınç koşullarında farklı bileşenleri çözebilir. Bu özellik, istenmeyen bileşenlerin çıkarılması veya belirli bir bileşenin yoğunlaştırılması için seçicilik sağlar.
  3. Doğallığı Korur: Süperkritik CO2 ekstraksiyonu, yüksek kalitede ürün elde etmek için etkili bir yöntemdir. Bu işlem, çıkarılan bileşenlerin doğal özelliklerini ve aktif bileşenlerini korur.
  4. Düşük Isıl İşlem: Süperkritik CO2 ekstraksiyonu, düşük sıcaklıkta gerçekleştirilir. Bu da, hassas bileşenlerin ve uçucu yağların bozulmasını önler. Bu nedenle, bitkisel materyallerin değerli bileşenlerinin korunmasını sağlar.
  5. Farklı Alanlarda Kullanılabilirlik: Süperkritik CO2 ekstraksiyonu, birçok farklı bitkisel materyal için kullanılabilir. Bitkisel yağlar, esansiyel yağlar, farmasötik bileşenler, kafein, aromalar ve diğer birçok bileşen bu yöntemle çıkarılabilir.
  6. Sağlık ve Gıda Endüstrisi için Uygunluk: Süperkritik CO2 ekstraksiyonu, ilaç, kozmetik ve gıda endüstrilerinde güvenle kullanılabilir. Bu yöntem, doğal ve saf ürünlerin üretilmesine olanak tanır.
  7. Solvent Kalıntısı Yokluğu: Geleneksel ekstraksiyon yöntemlerinde sağlık (kanser vb.) ve çevre zararları olan hekzan, alkol gibi çözücüler kullanılmaktadrı.  Bu ekstraksiyon yöntemlerine kıyasla, süperkritik CO2 ekstraksiyonu organik kimyasalları kullanmaz ve solvent kalıntısı olmaz. Bu, son ürünün temiz ve sağlıklı olmasını sağlar.
Genel olarak, süperkritik CO2 ekstraksiyonu, temiz, güvenli, etkili ve birçok alanda kullanılabilen bir yöntemdir.

Polanyalı araştırmacılar tarafından hazırlanan bitki yan ürünlerinden katma değerli biyoaktif maddeler elde etmek için süperkritik ekstraksiyon tekniklerinin (SFE) incelendiği bir derleme makale “Foods” dergisinde yayımlandı. Bu makale ile ilgili kısa bilgiler:

“Supercritical Extraction Techniques for Obtaining Biologically Active Substances from a Variety of Plant Byproducts”

Yazarlar: Filip Herzyk, Dorota Piłakowska-Pietras, Małgorzata Korzeniowska Dergi: Foods (MDPI) Cilt: 13, Sayı: 11, Makale No: 1713

Yazarlar, SFE’nin, geleneksel ekstraksiyon yöntemlerine kıyasla birçok avantajı olduğunu ve sürdürülebilir bir biyoteknoloji aracı olarak önemli bir potansiyele sahip olduğunu savunmaktadır.

Makalede ele alınan konular:

  • Ekstraksiyon teknikleri: Soxhlet, buhar distilasyonu, sıvı-sıvı ve katı faz ekstraksiyonu gibi geleneksel yöntemlere karşın Süperkritik ekstraksiyon (SFE), ultrason destekli ekstraksiyon (UAE), mikrodalga destekli ekstraksiyon (MAE), enzim destekli ekstraksiyon (EAE), basınçlı sıvı ekstraksiyonu (PLE), yüksek voltajlı elektrik boşaltımı (HVED), darbeli elektrik alanı (PEF) gibi yenilikçi tekniklerden bahsediliyor.
  • SFE’nin temel prensipleri: SFE, sıvı ve gaz arasındaki kritik noktanın üzerindeki bir sıcaklık ve basınçta süperkritik bir akışkan kullanarak maddelerin ayrıştırılması işlemidir. Süperkritik akışkan, hem sıvı hem de gazın özelliklerini gösterir ve bu da onu çözücülük ve penetrasyon yeteneği açısından benzersiz kılar.
  • Değerli biyoaktif maddelerin üretimi: Bitki yan ürünlerinde, antioksidanlar, antimikrobiyal ajanlar, enzim inhibitörleri ve anti-inflamatuar bileşikler gibi çeşitli biyoaktif maddeler bulunur. Bu maddeler, farmasötik, kozmetik ve gıda endüstrilerinde kullanılma potansiyeline sahiptir.
  • SFE’nin biyoaktif madde ekstraksiyonu için farklı uygulamaları: Makalede, SFE’nin çeşitli bitki yan ürünlerinden biyoaktif madde ekstraksiyonu için kullanıldığı çeşitli çalışmalar özetlenmektedir. Bu çalışmalar, SFE’nin, geleneksel ekstraksiyon yöntemlerine kıyasla daha yüksek verim ve saflık sağlayabildiğini göstermiştir.
  • SFE’nin avantajları ve dezavantajları: SFE’nin avantajları arasında yüksek verim, saflık, seçicilik ve düşük çevresel etkiler ön planda iken, dezavantajları arasında yüksek ekipman ve işletme maliyeti öne çıkıyor.
  • SFE’nin gelecekteki potansiyeli: Yazarlar, SFE’nin biyoaktif maddelerin elde edilmesi için önemli bir araç olmaya devam edeceğine ve sürdürülebilir bir biyoteknoloji aracı olarak potansiyele sahip olduğunu vurgulamaktadır.

Biyofenolik bileşiklerin faydaları

Biyofenolikler, bitkilerde yaygın olarak bulunan ve birçok sağlık faydası olan kimyasal bileşiklerdir. Özellikle meyve, sebze, çay, kahve ve zeytin gibi bitkisel kaynaklarda bol miktarda bulunurlar. Biyofenolik bileşiklerin sağlık açısından bazı faydaları aşağıda özetlenmiştir:

  1. Antioksidan Etki: Fenolik bileşikler, güçlü antioksidan özelliklere sahiptir. Serbest radikallerin neden olduğu hücresel hasarı önleyerek oksidatif stresi azaltabilirler. Bu etkinin neticesi olarak kanser, kalp hastalığı, diyabet ve diğer kronik hastalıkların gelişimini engellenebileceği düşünülmektedir.
  2. İltihap Önleyici (anti-inflamatuar) Etki: Bazı fenoliklerin vücutta iltihaplanmayı azalttığı görülmüştür. Bu yüzden, inflamatuar hastalıkların, özellikle romatoid artrit ve inflamatuar barsak hastalığı gibi durumların semptomlarını hafifletmede etkili olduğu belirtilmektedir.
  3. Kalp Sağlığını Destekleme: Fenolik bileşiklerin düzenli tüketimi, kalp-damar sağlığını iyileştirebilir. Antioksidan ve anti-inflamatuar etkileri, kan damarlarını koruyarak kan basıncını düzenleyebilir, kan pıhtılaşmasını azaltabilir ve kolesterol seviyelerini düzeltebilir.
  4. Kanser Riskini Azaltma: Bazı fenoliklerin, özellikle flavonoidlerin ve polifenollerin, kanser hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını engelleyebileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, düzenli olarak biyofenolik bileşikler açısından zengin gıda veya özütlerin tüketilmesi, kanser riskini azaltabilir.
  5. Nörolojik Sağlığı (Sinir Sistemi) Geliştirme: Bazı araştırmalar, fenolik bileşiklerin nörolojik sağlık üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini göstermektedir. Özellikle Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıkların riskini azaltmaya yardımcı olabilirler.
  6. Diyabet Yönetimi: Fenolik bileşiklerin, kan şekerini düzenlemeye ve insülin direncini azaltmaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Bu, tip 2 diyabet riskini azaltabilir ve diyabet yönetimini destekleyebilir.
  7. Gut Semptomlarını Hafifletme: Biyofenolik bileşiklerin gut semptomlarını hafifletebileceğini öne süren çalışmalar bulunmaktadır. Bu bileşiklerin anti-inflamatuar etkileri, gut nedeniyle oluşan eklem iltihabını azaltabilir ve semptomları hafifletebilir.

Fenolik bileşiklerin sağlık faydaları hakkında yapılan araştırmalar devam etmektedir ve bu faydaların tamamının kesin olarak kanıtlanması için daha fazla çalışma gerekmektedir. Ancak, genel olarak, fenolik bileşiklerin düzenli olarak tüketilmesinin sağlık üzerinde olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir.

Döngüsel Ekonomi

Döngüsel ekonominin önemi

Doğrusal ekonomi sadece tüketimi ve ekonomik büyümeyi odağına alarak kaynakların tüketilmesi, ürünlerin kullanılması ve atılmasını içerir. Buna karşın döngüsel ekonomi, kaynakları daha etkili bir şekilde kullanarak atık üretimini azaltmayı ve kaynak döngülerini sürdürülebilir bir şekilde yönetmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Bu model, ekonomik büyümeyi ve kaynak tüketimini çevresel etkileri en aza indirgeyerek entegre eder. Döngüsel ekonomi, atıkları değerli kaynaklara dönüştürerek ekonomik, çevresel ve sosyal faydalar sağlar, aynı zamanda uzun vadeli sürdürülebilirlik için önemli bir stratejik çerçeve sunar. Bu yaklaşım, kaynak kullanımının daha akıllıca yönetilmesini, enerji tasarrufunu teşvik etmeyi ve çevresel ayak izini azaltmayı hedefleyerek gelecek nesillere daha sağlıklı bir dünya bırakma amacını taşır.

Sıfır Karbon Eylemlerinin Önemi

Sıfır karbon eylemleri, atmosferdeki karbon miktarını azaltmayı ve net olarak sıfıra indirmeyi hedefleyerek iklim değişikliği ile mücadelede kritik bir rol oynar. Bu eylemler, fosil yakıtların kullanımını azaltarak temiz enerji kaynaklarına geçişi teşvik eder, yeşil teknolojilerin gelişimini destekler ve sürdürülebilir bir gelecek için temel altyapı oluşturur. Sıfır karbon çabaları, ekonomik büyümeyle çevresel sürdürülebilirliği dengelemeyi amaçlamaktadır. Bu açıdan doğal kaynakları koruyup ekosistemleri güçlendirirken gezegenimizin uzun vadeli sağlığını güvence altına almaya yönelik stratejik bir adımdır.

“Karbon nötr” ve “net karbon sıfır” terimleri genellikle iklim değişikliği ile mücadele kapsamında kullanılır, ancak aralarında bazı farklar vardır.

  1. Karbon Nötr:
    • Karbon nötr olmak, bir organizasyonun veya faaliyetin doğaya saldığı karbon miktarını, karbon emisyonlarını azaltma veya dengeleme yoluyla sıfırlamasını ifade eder.
    • Karbon nötr olmak, genellikle karbon ayak izini hesaplayarak ve ardından bu emisyonları azaltarak veya karbon emisyon kredileri gibi mekanizmalar kullanarak dengede tutarak gerçekleştirilir.
  2. Net Karbon Sıfır:
    • Net karbon sıfır olmak, bir organizasyonun veya bir ülkenin net olarak atmosfere saldığı karbon miktarını sıfıra indirmesini ifade eder.
    • Bu, karbon emisyonlarını azaltmanın yanı sıra, kalan emisyonları absorbe eden veya depolayan karbon negatif uygulamaları içerebilir. Örneğin, orman ağaçlandırma projeleri veya karbon emisyonlarını atmosferden çekip depolayan karbon yakalama ve depolama (CCS) teknolojileri gibi.

Özetle, karbon nötr olmak sadece emisyonları azaltmak veya dengelemek anlamına gelirken, net karbon sıfır olmak bu emisyonları tamamen sıfırlamayı ve hatta negatif değerlere düşürmeyi ifade eder. Net karbon sıfır, karbon emisyonlarıyla mücadelede daha kapsamlı bir hedefi temsil etmektedir.

Türkiye Yeşil Taksonomi Yönetmeliği

Türkiye Yeşil Taksonomi Yönetmeliği

Yönetmelik, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine uyumlu ekonomik faaliyetlerin desteklenmesi, sürdürülebilir yatırımların teşvik edilmesi ve yeşil yıkamanın (greenwashing) önlenmesini hedefliyor. Yeşil Mutabakat Eylem Planı çerçevesinde, hangi yatırımların çevresel açıdan sürdürülebilir olduğunu belirlemeyi ve ortak bir dil ile rehberlik sunmayı amaçlıyor.


Çevresel Hedefler ve Uyumlu Ekonomik Faaliyetler başlıkları, Türkiye Yeşil Taksonomi Yönetmeliği’nin merkezinde yer alıyor. Bu kısımlar, çevresel sürdürülebilirliği destekleyen faaliyetleri belirlemek ve uyumlu ekonomik faaliyetlerin nasıl değerlendirileceğini açıklamak için önemli teknik detaylar içermektedir.

Çevresel Hedefler

Yönetmeliğin 7. maddesinde sıralanan 6 çevresel hedef, sürdürülebilir ekonomik faaliyetlerin değerlendirileceği temel kriterler olarak öne çıkarılmıştır:

  1. Sera Gazı Emisyonlarının Azaltımı (Madde 8): Yenilenebilir enerji üretimi, enerji verimliliğini artırma, karbon yakalama ve depolama teknolojileri gibi faaliyetlerle, Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı’na (NDC) uygun olarak sera gazı emisyonlarının azaltılması amaçlanmaktadır. Düşük karbon teknolojilerine ve altyapısına geçişe katkı sağlayan faaliyetler de bu hedefe uygun kabul edilir.
  2. İklim Değişikliğine Uyum (Madde 9): İklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltan veya risklerini minimize eden çözümler geliştirilmesi hedeflenmektedir. Mevcut iklim koşullarıyla uyumlu projeler ve altyapı çözümleri bu kapsamda değerlendirilir. Faaliyetlerin, yalnızca mevcut iklim etkilerine değil, gelecekte beklenen iklim risklerine de uyum sağlaması gerekir.
  3. Su ve Deniz Kaynaklarının Sürdürülebilir Kullanımı ve Korunması (Madde 10): Su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı, özellikle atık su yönetimi, suyun yeniden kullanımı, deniz ve su ekosistemlerinin korunması gibi konulardaki faaliyetleri içermektedir. Faaliyetlerin insan sağlığı ve ekosistemler üzerindeki olumlu etkileri göz önünde bulundurulmalıdır.
  4. Döngüsel Ekonomiye Geçiş (Madde 11): Kaynak kullanımını azaltan, geri dönüştürülebilir malzeme veya bio-bazlı hammadde kullanımını artıran faaliyetler ve dayanıklı ve onarılabilir ürünler öne çıkmaktadır.
  5. Kirliliğin Önlenmesi ve Kontrolü (Madde 12): Hava, su ve toprakta kirlenmeyi önleyen veya en aza indiren faaliyetler yer alıyor. Ayrıca, insan sağlığı üzerindeki zararlı etkileri en aza indirgemeyi amaçlayan kimyasal madde yönetimi ve üretim süreçleri de bu kapsamda yer almakta.
  6. Biyoçeşitliliğin ve Ekosistemlerin Korunması ile Restorasyonu (Madde 13): Doğal ve yarı doğal ekosistemlerin korunması, bozulmuş ekosistemlerin eski haline getirilmesi ve biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik faaliyetler, bu hedefin temelini oluşturuyor. Sürdürülebilir arazi ve orman yönetimi de bu başlığa dahildir.

Uyumlu Ekonomik Faaliyetler

Yönetmeliğin 6. maddesinde tanımlanan ve genel şartları 4 madde ile verilen Uyumlu Ekonomik Faaliyetler, çevresel hedeflerle uyumlu ve sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olan faaliyetlerdir:

  1. Çevresel Hedeflere Katkı: Faaliyetlerin, çevresel hedeflerden en az birine önemli ölçüde katkı sağlaması zorunludur.
  2. Başka Hedeflere Zarar Vermeme: Faaliyetler, bir çevresel hedefe katkı sağlarken diğer hedeflere zarar vermemelidir. Örneğin, sera gazı emisyonlarını azaltırken su kaynaklarını kirletmemeli veya kaynak kullanımını artırmamalıdır.
  3. Asgari Sosyal Güvenlik Önlemleri: Faaliyetler, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) standartlarına uygun asgari sosyal güvenlik ve insan hakları önlemlerine uymak zorundadır. Bu, faaliyetlerin sosyal sürdürülebilirliği de desteklemesi anlamına gelir.
  4. Teknik Tarama Kriterlerine Uygunluk: Faaliyetler, yönetmelikte belirlenen Teknik Tarama Kriterlerine uygun olmalıdır. Bu kriterler, ekonomik faaliyetlerin çevresel etkilerinin hem kısa hem de uzun vadeli değerlendirilmesine dayanır.

İncelemesini yaptığımız ve sizler için özetini sunduğumuz mevzuat taslağı ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerine açılmıştır. Taslak mevzuat metnine şuradan ulaşabilirsiniz.

Yeşil Dönüşüm Nedir?

Yeşil dönüşüm, çevresel sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve doğal kaynakların korunması gibi prensiplere dayanır. İşletme ve kurumların ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilir bir gelecek için dönüşüm sürecidir. İklim değişikliği, doğal kaynakların tüketilmesi ve çevre kirliliği gibi önemli sorunlara çözümler üreterek, gezegenimizi koruma ve yaşanabilir bir çevre sağlama amacını taşır. Yeşil dönüşüm, iş dünyası, hükümetler ve bireyler arasında iş birliğini teşvik ederek, ekonomik büyümeyi sürdürülebilirlikle dengelemeyi ve gelecek nesillere daha sağlıklı bir dünya bırakmayı hedefler.

Kent Ölçeğinde Sera Gazı Envanterlerinin Belirlenmesi ve Raporlanması için Küresel Protokolün Genel Çerçevesi

Bu çalışmada farklı kentsel faaliyetlerin sera gazı emisyonlarına etkisinin incelendiği GPC standardının genel çerçevesi özetlenmiştir. Şehirler artan nüfusları ve büyüyen enerji tüketimleri ile sera gazı (GHG) emisyonlarının ve aynı zamanda küresel iklim krizinin en önemli kaynağı durumundadır. Birleşmiş Milletler-Habitat’a göre dünya enerji tüketiminin %78’i ve sera gazı (SG) emisyonlarının %60’tan fazlasının şehirlerden kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Bu açıdan iklim değişikliği ile mücadelenin en önemli unsurunu yine kentler oluşturmaktadır. Bu nedenle, kentlerin iklim değişikliğine uyum ve mücadele için yenilikçi çözümler tasarlayıp uygulaması, sürdürülebilir kalkınmayı teşvik ederek emisyonları azaltması ve dirençli şehirlerin oluşturulması gerekmektedir. Paris İklim Anlaşması, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini azaltmak için hükümetlere net hedefler koyarak net sıfıra ulaşılmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu kapsamda belediyelerin emisyonlarını hesaplayacakları ve bunları azaltmanın en etkili yollarını belirleyecekleri bir yol haritası veya rehbere ihtiyaçları bulunmaktadır. Sera gazı protokolü (GHG Protocol) tarafından oluşturulan ve “GPC” olarak bilinen standart bu amaçla en çok kullanılan rehber dokümanlardan biri niteliğindedir. Sıfır karbon hedefine giden yolda ilk eylem güvenilir bir sera gazı envanteri geliştirmekle başlar. GPC, şehirlerin envanter sınırlarını belirledikten sonra BASIC ve BASIC+ olarak ifade edilen iki farklı seviyede raporlama yapabileceklerini ifade etmektedir. Şehir kaynaklı emisyonlar sabit enerji, ulaşım, atık, endüstriyel faaliyetler ve ürün kullanımı, tarım/ormancılık/diğer arazi kullanımı olmak üzere 5 temel başlık altında 3 farklı kapsamda değerlendirilmektedir. Bunların yanında, GPC şehirlerin ölçülebilir ve iddialı emisyon azaltma hedefleri koymalarını, azaltma stratejileri planlamalarını ve ilerlemelerini düzenli aralıklarla takip etmelerini önermektedir.

Kaynak: Mehmet Emin Argun, Selim Doğan, Abdul Wahed Ahmadi, II. INTERNATIONAL CONFERENCE ON SUSTAINABLE CITIES AND URBAN LANDSCAPES: RE-THINKING THE FUTURE OF THE CITIES AND URBAN LANDSCAPES, 2023